Öne çıkan

Bu, gönderi alıntısıdır.

Reklamlar

Cesaret

Uçurumun kenarına tutunan fidan

Kaldırım taşının arasında çıkan papatya

Bazen herhangi bir karıncanın sırtında

Bazen bir balığın ıssız karnında

Kayayı delen ince su

Ya da yatağından taşan Nil’in bir ucu

Bir kelebeğin ateşe uçması

Düşeceğinden korksa da kuşun kendini yuvasından bırakması ,

Tek bir yıldız geceleyin kutupta parlayan

Bir ateş böceği zifiri de yolunu bulan

Bir tekne fırtınada rotasına tutunmaya çalışan

Gündüz bir gökdelenin tepesinde

Akşamında viranesinde ekmeğini bölende

Son nefesinde , suyunu yanındakine verende

Cesaret !

Esareti elinin tersiyle itende…

Lâmekan ..

Matem

Titriyor yer , içindeki ağırlık keder

Gürlüyor gök, vâveylasından da beter

Kar kızıllığı değilse bu defa

Niye kızıla bürünmüş semâ ?

Göklerde de düşvarî bir mücadele mi

Yoksa bu kara gün neyin matemi ?

Yeryüzü kötülükle hemhâl

Evler harab, bahçeler tarumar

Tan ağarsa ortalığı kaplasa,bir ferah bad ı sabâ,

Kara kâbusun ağlarından kurtulsa rüyâ

Ya sînesinde taşıdığı süveyda

Artık dönmedi mi bir katresi , ummâna ?

Gece Seferi (öykü)

-Otobüs camının buğusuna elinle minik ayak izi çıkartmayı biliyor musun ?
Hani böyle yumruk yapıp bir baskı , sonra da üstüne beş nokta dokunuyorsun .
Bak böyle .. !
Pencereye yaptığı şekle uzun uzun bakan birine açıklama gereği hissetmişti nedense .Bir de yanında oturan çok cana yakın gelmişti ;sanki önceden tanıyor gibi ,istese de kötü olamayacak bir sima gibi. .
Hava -10 , ayaz bir gecede şehrin otobüsleri son seferini yapıyor . Yorgun ,yarı bayık gözlü yolcularını toplamış , şoförün bir yere yetişme telaşı kalmamış. Radyoda alışık olunan bir mırıltı…Ara ara kapanmış gözler.. .
Tek tük yolcuların kaldığı , bazılarının boş olduğu durakları ağır ağır geçiyor otobüs .
-Hayır bilmiyordum , çok güzel,dedi adam pencere kenarındaki genç kıza. Sonra gözleri dalıp gitti pencerenin de ötesine .. .
-Artık öğrendin eğlenceli oluyor ,dedi kız. .
-İnsan sıradan durumlardan sıradışı şeyler çıkarmayı sever. Belki kendisini de sıradan bir dünyaya ait hissetmediği içindir, dedi adam.
Haklı diye düşündü ve merakla :
-Yine de insanlar sıradan dünyada baya sıradan görünüyor . .
-Çünkü alışıyor, alışabilmek insanın iyi bir özelliği diğer türlü kabus olurdu yaşamak. İnsan onunla yaşamayı öğreniyor ve alıştığı şeyin de bir gün değişeceğini biliyor böyle yaşamak daha kolay oluyor, diye cevap verdi daldığı noktadan ve irkilerek :
-Burası ne durağıydı ,dedi adam. .
-Kuzeyparkı durağı…
-Bir sonrakinde ineceğim çok teşekkürler ,dedi adam . Yan tarafa sıkıştırdığı katlanmış beyaz bastonu açtı ;iyi geceler dileyip dikkatlice indi. Otobüs yeniden hareket ederken buğulu camın arkasında şaşkın bakan bir çift göz ve buzlu yolda beyaz bastonuyla ilerleyen sıradan bir adam vardı.

✍🏻 lâmekan

Kış güneşi

Yavaşça araladım gözlerimi

Ölmek böyle bir şey mi?

Son gördüğüm pırıltı senin yüzündü belli

Önce saçlarıma ufuktan süzülen altın hüzmelerin değdi

Artık hissetmediğim bedenimi kaplayan

Hafif bir rüzgar , ılık..

Neden insanlar korkar ki

Eğer başına gelecek en güzel şey deselerdi senden sonraki

İnanmazdım ben de belki

^^Artık

Ne yağmur

kıpırdatıyor içimi

Ne ayaz

Kesiyor tenimi ^^

Bitmesin istediğim melodi , son nakaratını tekrar ediyor daimi

Artık geçip gitmeyecek kış güneşi

Özletmeyecek kendini

Neden bu kadar geç kaldın ki

Artık hep beraber olacağız değil mi ?ebedi..

Yolculuk

Yolumun geçtiği yer olsun

Bir kıyısına, turna sürüsünün aksi vursun

Gözlerim kamaşsın şavkından Yenisey’in

Uçsuz bucaksız bozkırlarda tozu dumana katan yılkılar gibi özgür gezeyim

Mavinin anlam bulduğu Issık Gölü’nden geçen kaçıncı gemiye el sallarken

Kaybettiğim adsız çocuğun

ayak izi görünsün kumlarında Gobi’nin

Saçlarım gümüş yeleli atlarla savrulsun

Ayaklarım kırkikindilerle yoğrulsun

Ellerimi Selenge’nin soğuğu kavursun

Geçeyim Deli Dumrul’un köprüsünden Selamımı alsın , akçesini almasın benden

Yolumun bittiği yerde geçit vermesin

yaz kış karla kaplı Tanrı Dağları

Ben tüm ümidimi yitireyim

Sessiz feryadımın yankısına efsanelerdekinden güzel çığlığıyla

karşılık versin Maral Ana

Buğulu Gözlerini gözlerime diksin

Yitirdiklerimi yüreğimin derinliklerine yeniden eksin ..

Yolumun bittiği yerde

Geçip gideyim ben de

Yol bitsin , Yolculuk bitmesin..

Kristal

“Özlemek” derler

İki harf fazladır yolunda ölmekten

Bir harf eksiktir yolunu gözlemekten

İnsan özünde eksik olanı özler

Eksilmesin diye saklamak ister

Başka bir yerde “hasret” derler

Bildiğin hasardır bu, başka türlü ifade edemezler…

Diye düşünceler zihninde sıralanırken..

Aynı anda bu ahenge eşlik ediyor adımları da ,

Ayaz vuruyor , hatıralar vurmuyor zihninin kıyılarına ,

Son yaprak da düşüyor dalından , karahindibanın son tohumu da teslim oluyor keskin rüzgara

Yılın son ayı

Yürüdüğü sokak

yol geçen aralığı

Hangi ara geçtik ocağı,aralığı ?

Bir şey var hatırlamaya çalıştığı

Her şeyin başladığı

Bir şey ..

Gözlerinin daldığı yerde

Durdu her şey..

Zamandan ve mekandan uzakta

bir kar kristali usulca süzüldü kirpiğinin ucuna

Bir kristalin ardında

Ne kusursuz görünüyor dünya ..

Ve ne hızla kusura bürünüyor..!

Bir şey var artık hatırladığı

Yüzünde buruk gülümseme bir yerden tanıdığı

Geride ise art arda yığılmış

kristaller örtüyor adımlarını . .

Kış günlüğü 1

Yine üşüdüm..

Yine düşündüm

yılın ilk kar tanesi düşerken

Soğuğa inat çocukların sıcak gülüşmeleri binalara vururken

Dumanı üstünde çorba..

Dumanı üstünde bir lokomotifin son vagonu dönemecin sonunda..

Duman altı düşünceler, örgü şapka

Buralar hep toz duman ,

Olsan..

Dingin bir kızıllığı üstüne örttü ya

Engin bir denizin üstüne de çöktü semâ

Bu sefer soğuktan değil

gözlerimde donan,

Közde mısırın sıcağı değil

elimi yakan,

Fazla almış bir çay demini

Gökyüzünün mat rengi gibi

Şehir bîcan , şehir lâmekan

Yine de olsan..

Yeniden üşüdüm

Yeniden düşündüm..